12 Aralık 2012 Çarşamba

terlik bahsi...

aylarca yazmayıp bir güne 2 post yazıyo demeyin çünkü bu sadece bir not, hem beynim yorgun hem de bu bahsi uzun yazmak istemiyorum..in the mood for love (http://www.imdb.com/title/tt0118694/) filmini izleyin diyorum ..terliklere farklı bakacaksınız...
filmi izleyince şu şarkı aklıma geldi  sözlerin tamamı şahanedir ama şu kısım bugün hatıra gelmesine sebeptir...

"terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi.."

https://www.youtube.com/watch?v=92pkp2gX7hc

oluyor muyuz?olmuyor muyuz?

ne olmak istediği sorularak büyümüş insanlarız, ama olmak istediğimizi olmaya mı çalışıyoruz, olmamak istediğimizi olmamaya mı çalışıyoruz bilemiyorum...
olmayı ve ya olmamayı gerçekten biz mi istiyoruz orası zaten muamma..istek meselesini bi yana bırakalım çünkü nefsin sesi çok çıkabiliyor o mevzuda..kalbinin götürdüğü yere git meselesi bizim üstümüzde nefsinle mücadele etme şeklinde işlenmeye çalışıldığından olabilir..veya ideallerimizi içselleştiremediğimizden veya nefsimiz mutmainne olmadığından vs vs....
belki de bütün ideallerin ütopya olduğu düşüncesiyle zaten ulaşılamayacağını kabul edip, hiç bir zaman "ol"amayacağımızı biliyor o yüzden en azından  "olmayan" olmamaya çalışıyoruz..hiç bir zaman yanamayacağız ama hiç yoksa ham kalmayalım..mihenk taşımız hamlık olunca ona daha yakın kalıyoruz..kimliğimizi de olmamaya çalıştığımız şey belirliyor (mu?)..varmaya çalıştıklarımıza değil kaçtıklarımıza mı yakın kalıyoruz? peki her "kaçış"ımız bizi "varış"ımıza yaklaştırıyor mu? oo zihnimde düşünceler uçuşuyor hepsini yazamayacağım hem bu hamur çok su götürür..ama şu mevzuda kanaat ediyoruzdur..biz insanlar telkine ve manipülasyona açık varlıklarız..ve farkında olalım olmayalım hayatımızı büyük oranda telkinlere göre yaşıyoruz..olumlu veya olumsuz..

başınızı ağrıtmışımdır benim ki ağrıdı..dinlenelim...

http://www.youtube.com/watch?v=r2HiuMYJ4CM

24 Eylül 2012 Pazartesi

tavana bakmak..

bu sabah yatağımda uzuuun uzun tavana baktım, tavana bakanlar bilir acaip aydınlatıcıdır tavana bakılan sabahlar ve acaip hüzünlü ama normal hüzünlerden farklıdır ,ağlamak gelmez içinden..

hayatta herhangi bir şeye heyecan duymadığını idrak ettirir tavana bakmak, herhangi bir şeye sahip olmak istemezsin herhangi bir şey yapmak ve hatta herhangi bir yere gezmeye gitmek.
ne olacak ki dünyanın gitmek istediğin o muhteşem yerlerine gidince, gideceksin göreceksin müthiş hissedeceksin ama  geçecek...böyle düşüncelere daldıkça dalınır bir mecburiyetin olmazsa da çıkılmaz , ha bu arada mecburiyetlerden nefret edilir ne kadar salaktırlar...bu mecburiyetler bahsine tavana bakılmamış bir sabah devam etmek lazım o kadar da kötü olamazlar,bir çoğumuzu isteksizlik denizinin diplerine vurmadan çıkaran can simidi olabilirler, neyse abartmayalım melek de değiller...

tavana bakılan sabahlara gelsin...gaip arabesk..

https://www.youtube.com/watch?v=3ko9_wKm10c


geçer birazdan herhalde ,içimdeki müzmin polyanna bugün öğleye kadar uyumaya karar verdi ..
ama yine de içimde bi şüphe ,geçmiyor da birikiyor mu ne?

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Teomanların karışması üstüne düşündüklerim

sabah radyo haberlerinden "Teoman hayatını kaybetti" yi duyunca anladım ki Teomanı bildiğimden fazla seviyorum...Seyfi Teoman vefat etmiş kendisini tanımıyorum Allah ona rahmet eylesin bizim Teomana da hayırlı uzun ömür ve hidayet nasip etsin inş..
İnsanız işte şarkılarıyla benim hayatıma dokundu ya bizim Teoman oldu, halbuki onu da tanımıyorum.
"Topluma mal olmuş "luk bu olsa gerek, hiç tanışmadığın tanışmayacağın insanların hayatlarına dokunmak , veballi iş...de beni esas düşündüren şimdi ben bu abinin şarkılarını seviyorum kendisi öteki aleme göçse de şarkıları burda kalacak, e ozaman sabahki 20 saniyelik şiddetli hüzün neydi öyle?
sanıyorum bu mevzu da aşk-ı beka 'ya çıkacak...bütün üzüntülerin hüzünlerin arkasından çıkmasa şaşarım..

varlık-yokluk

şu günlerimin mottosu :
   "yok"la değil "var"la meşgul olmak lazım...
bir kaç sene evvel de dilimden şunu düşürmezdim..
    bir şeyin "yok"luğu başka bir (veya bir sürü) şeyin "var"lığıdır...

Allah cümle aleme iç huzur versin inşallah...

5 Şubat 2012 Pazar

2012'den ilk not..

2012 ye gireli 1 ay 5 gün olmuş hiç bir şey not etmemişim..yıl aralıkta değişseydi 2 ay 5 gün olacaktı...ne kadar anlamsız şu rakamlar,aram da pek iyi halbuki...hıh..
küçükken yaşım sorulduğunda 3 ,5 yaşındayım dermişim ,daha mı akıllıymışım, daha mı anlamlı...belki de sadece daha küçük..küçük prens hayranı bütün dostlarıma selam ederim..
not etmek istediğim şeyi not edeyim bu da 2012 nin ilk notu olsun....
Gabriel Faure , Pavane 

şuanda geçmişe bir pencere açılsa şu amcanın şu parçayı nasıl bestelediğini seyretmeyi dilerdim...